Artık bütün tedbirleri, serzenişleri, sitemleri bir kenara attım. Ve bu dünyayı sana bıraktım. Sen yaşa hayatını, sen yaşa bu dünyayı. Kapattım hayat kepenklerini, vurdum hayata mührümü.
Üzgün değilim artık. İstersen açık denizlerde, istersen okyanuslarda yüzebilir hayatını doya doya yaşayabilirsin. Bir karışanın, bir bekleyenin, bir sevenin olmadan geminin dümenine geçebilirsin.
O gün, kapıyı kapadığın gün benim için bittin sen. O nasıl tavırdı, o nasıl beni ve yaşadıklarımızı bir kenara koyuştu öyle. Cevaplanacak çok sorular var sende. Fakat artık hepsinin cevabını biliyor ve senin beni es geçtiğin gibi, bende seni es geçiyorum.
Alışık değilsin bu sözlerime, benim tarafımdan reddedilmeye. Öyle ilginç geldi değil mi sana, söyle! Ben, senin eserinim. Hayatın ta ortasına diktiğin yaşayan ölü heykelinim.
Ne zaman gidecek diye beklenen bir misafirmişim senin gönlünde. Şimdi sende alış bu gitmelere, istememelere, terk edişlere. Çünkü; şimdi sıra sende.
Korkuyla ve acıyla hareketsiz kalacak, nefes bile alamayacaksın. Gözlerinin önünden kayacak istediklerin bir türlü ulaşamayacaksın. Anlamayacaklar, seni itip kenara koyacak ve rafa kaldıracaklar. Tozlanacaksın. Yalnız bırakacaklar seni, senin beni bıraktığın gibi. Tam bilmiyorum ama, benimkine benzer bir kısır döngü olacak seninki.
Bu hayatta senden öğrendiğim iki şey var bana yadigar kalacak. İlki vefasızlığı, yalanı, bencilliği ve önemsenmemeyi öğrettin ben istemedikçe. İkincisi işte! o en önemlisi ve en güçlü olanı yaşarken ölmeyi öğrettin gönlüme.
Her an, her saniye avcı pozisyonunda, beni av pozisyonunda beklettin. Alışmıştın, her şey senin olsun, geri kalan yüreklere ne olursa olsun felsefesini benimsiyordun. Kimi, neyi ve neden aradığını bile bilmiyordun. Sen, sadece bencilliğine yeniliyordun. Ve bunun ne yazı ki, farkında bile olamıyordun.
Hayat sadece senin hayatın olmalı, kurduğun dünya senin idarende olmalıydı bunu istiyor ve gerçekleştiriyordun. Sanıyordun ki, ben güçlüyüm, beni çok seviyor ve benden vazgeçemezler diyordun. Oysaki yanılıyordun. Bak! bende terk ettim diğerleri gibi. Etrafındakileri istediğin gibi yoğurup, istediğin kıvama getirmek istiyordun. Sende hep sen vardı, ben de ve etrafındakilerde biz vardık. Bunu ne yazık ki göremiyordun. Sen kendine aşıktın. Ama gerçekleri görmeyen aptal, kör bir aşıktın.
Oysaki sen kendini bile tanımıyordun. Aslında bakarsan kim olduğunu ve hangi dünyaya ait olduğunu bile bilmiyordun. Arayışlar içerisinde geçen bir yaşamın kalıba ve kalıplara sığmadığı bencil bir insandın. Ne aradığını bile bilmiyordun. Aradığını bulduğunu sandığında bile yetinemiyordun. Kaybetme korkusu yoktu sende. Hayatta hiç kaybetmem sanıyor ve bu uğurda gününü gün ederek yaşıyordun. Bak baharda açan çiçekler, ağaçlar gibi bende tutunduğum dalımdan düştüm. Sen, benim ruhum hep ilkbaharda mı kalacak sanıyordun. Sayende; bak! şimdi sonbahar geldi gönlüme.
Gözlerin senden ve senin isteklerinden başka bir şey göremeyecek kadar at gözlüğüyle kapalıydı. Önümü gördüm sanıyor, arkanda bıraktığın ve ezip geçtiğin yaralı yürekleri bile görmüyordun. Doğru hep sende, yanlış hep bende ve başkalarındaydı. Bak! senin doğrularında düz yolunu şaşırdı. Vazgeçemeyeceğin kadar rahat davranışlar içerisinde pis pis sırıtıyordun. Bir gün sana sırıtılacağını ve kaderin bu davranışına kayıtsız kalamayacağını unutarak, aklınca kendi ruhunu okşuyordun.
Ve sen, başka bir hayatın yolcusuydun. Senin bineceğin çok otobüsler, ineceğin çok duraklar vardı. Benim ise bir tek hayatım ve bir tek durağım vardı. O da sendin. Fakat ne yazık ki, o durağımda kaçak çıktı ve yıkıldı. Bu durağı sen inşa ettiğin gibi, sen yıktın. Başkaları değil, bunu bil. Şimdi yeni ve kaçak olmayan durağa doğru yolculuk yapıyor, oraya demirliyorum hayatımı. Ben bilinçli yolcu, sen ise şaşkın yolcuydun ve hayata doğru su gibi akıyordun. Bir gün yolunun önüne set çekileceğini bilemeden.
Artık boşunaydı bu uğraş, boşunaydı bu çırpınışlarım, serzenişlerim ve geri dönüşlerim. Adım sıra peşinden gelen, yapma etme diyen, sıkıştığı yerden seni kurtaran, sana masallar anlatan ve ruhunu okşayan biri yok artık. Yoruldum. Ve, seni hayatımdan çıkardım. Bu dünyayı da sana bıraktım. Yaşa yaşabildiğin kadar…..
29 Ocak 2010 Cuma
DAVETSİZ GELEN ASK
En savunmasız zamanda gelir aşk suskun yüreklere. Gözünü kırpmadan, hiç tereddüt etmeden yerleşir kalplere. Artık en zengin kalplerin sahibidir. Adım adım süzülür ve ben geldim demekle yetinir.
Ne kadar inkar etsen de, dirensen de elvedası olmayan uzun soluklu bir yolculukla başlamıştır senin aşk hikayen. Ufak bir kalp kıpırtısıyla heyecanlandığını hissedersin ve aşkı memnuniyetle kabul edersin.
Uzunca bir planın yoktur artık hayatına dair. Planın, aşkın gelişi ile yeniden çizilir. O vakitten sonra onu reddetmeye bile gerek duymadan hayat planına yeni bir şeyler karalarsın. Aşk, bir dürbünle bakar gibi seni yakından izler. Yüreğinin içi ışıklandırılmış lambalarla doludur. Bu lambalar hiç sönmemecesine daima hep yanar.
İtaat edersin aşka, böyle bir sevgiye. Gözlerin aşkın gelişiyle donuk ve soğuk değildir artık; gözbebeklerinin içinde bir fener vardır o vakit; tam önünde durur, yolunu aydınlatır.
Davetsiz bir misafirdir aşk. Ansızın çalar kapını açarsın. Daha farkına varamadan eşyalarını çantasından çıkarmış gönül dolabına çoktan yerleştiriyordur. Bir an duraklarsın. Bu esrarengiz davetsiz misafirin kim olduğunu merak edersin. O sırada aşk yatağına uzanmış şöyle derin bir oh çekiyordur. Onun rahatlığını fark edersin. Kontrolünün altından çıkmıştır bir kere duyguların. İstesen de, beklesen de hiç gelmez eski günlerin.
Tüm düş kırıklıklarına rağmen aşk için o vakitten sonra mükemmel bir ev sahibisindir. Bu ziyaret hem ona, hem sana çok iyi gelir. Hayatının her anını dolu dolu yaşamana neden olur.
Ancak bazı zamanlarda olur ki, her şeyin yolunda gitmediğini görürsün. İyice aptallaşan yüreğinin aşktan nefret ettiği pekte söylenemez o vakit. Aşkın, yüreğindeki misafirliğine ne kadar git desende aldırış ettiğin bile yoktur.
Her gece loş ışıklar altında seni o boğazına kadar boğan sıkıntıdan kurtulmak istersin. Fakat, bunu yine ertesi güne ertelersin. İyi uyuyamazsın belki ama, ne yapacağını yarın sabah ki ruh haline bağlarsın.
Şu dünyada en güzel ev sahipliğini sen aşk ile yaparsın. Aşka kızsan, öfke duysan da aşk ile hayal alemine çoktan dalmış gibisindir. Aşktan öte hiçbir şey zevk vermiyordur sana. Aşk senden güçlüdür. Güçlü rakibin karşısında yenileceğini anlasan da; yaşanan mutlu anların izleri vardır geçtiğin aşk yollarında. Bu yüzden tutuldun mu bir kere aşka kurtulmak zordur yaşamda…
Ne kadar inkar etsen de, dirensen de elvedası olmayan uzun soluklu bir yolculukla başlamıştır senin aşk hikayen. Ufak bir kalp kıpırtısıyla heyecanlandığını hissedersin ve aşkı memnuniyetle kabul edersin.
Uzunca bir planın yoktur artık hayatına dair. Planın, aşkın gelişi ile yeniden çizilir. O vakitten sonra onu reddetmeye bile gerek duymadan hayat planına yeni bir şeyler karalarsın. Aşk, bir dürbünle bakar gibi seni yakından izler. Yüreğinin içi ışıklandırılmış lambalarla doludur. Bu lambalar hiç sönmemecesine daima hep yanar.
İtaat edersin aşka, böyle bir sevgiye. Gözlerin aşkın gelişiyle donuk ve soğuk değildir artık; gözbebeklerinin içinde bir fener vardır o vakit; tam önünde durur, yolunu aydınlatır.
Davetsiz bir misafirdir aşk. Ansızın çalar kapını açarsın. Daha farkına varamadan eşyalarını çantasından çıkarmış gönül dolabına çoktan yerleştiriyordur. Bir an duraklarsın. Bu esrarengiz davetsiz misafirin kim olduğunu merak edersin. O sırada aşk yatağına uzanmış şöyle derin bir oh çekiyordur. Onun rahatlığını fark edersin. Kontrolünün altından çıkmıştır bir kere duyguların. İstesen de, beklesen de hiç gelmez eski günlerin.
Tüm düş kırıklıklarına rağmen aşk için o vakitten sonra mükemmel bir ev sahibisindir. Bu ziyaret hem ona, hem sana çok iyi gelir. Hayatının her anını dolu dolu yaşamana neden olur.
Ancak bazı zamanlarda olur ki, her şeyin yolunda gitmediğini görürsün. İyice aptallaşan yüreğinin aşktan nefret ettiği pekte söylenemez o vakit. Aşkın, yüreğindeki misafirliğine ne kadar git desende aldırış ettiğin bile yoktur.
Her gece loş ışıklar altında seni o boğazına kadar boğan sıkıntıdan kurtulmak istersin. Fakat, bunu yine ertesi güne ertelersin. İyi uyuyamazsın belki ama, ne yapacağını yarın sabah ki ruh haline bağlarsın.
Şu dünyada en güzel ev sahipliğini sen aşk ile yaparsın. Aşka kızsan, öfke duysan da aşk ile hayal alemine çoktan dalmış gibisindir. Aşktan öte hiçbir şey zevk vermiyordur sana. Aşk senden güçlüdür. Güçlü rakibin karşısında yenileceğini anlasan da; yaşanan mutlu anların izleri vardır geçtiğin aşk yollarında. Bu yüzden tutuldun mu bir kere aşka kurtulmak zordur yaşamda…
HAYATA DAİR NE VARSA !!!!
Sevgi sadece tanışan iki gönlün birbirini sevmesi demek değilmiş; sevgi tanımadan da sevmekmiş.
Sevgi hiç gözünü kırpmadan sevmekmiş.
Herşeyden kaçmaya çalışan bir yüreğin kendine huzurlu bir dünya kurmasının da tek ilacı sevgi imiş.
Evet! Sevgi tanımadanda sevmekmiş. Her ne kadar böyle şeylere inanılmasa da sadece onu yaşayan kalp bilirmiş.
Çünkü diğer kalpler bu tür şeylerle pek zaman kaybetmekten yana değillermiş.
Boş, karşılıksız bir sevgi gibi görülsede, aslında bütün hayata ve insanlara rağmen insanın içinde yinede yaşanması cazip bir fikirmiş.
Niye hep sevgimiz karşılıklı olsun? Ya da niye boş olsun?
Sevgi iki kişiliktir veya çoğuldur; bu kuralı ben değiştirecek değilim ama; tek başına tanımadan yaşanan sevgiyi kimsenin anlamaya ve yönlendirmeye gücü yetmez ki.
Bunu sen yaşıyorsun. İstediğin anda, istediğin davranışdan , istediğin sözünden mutlu oluyor, hayaller kuruyorsun. Varsın olsun yalan olsun. Keşke her yalan böyle olsun!
Kendi kendine zararmış, eriyip bitip solmakmış. Sevginin neresi zarar. Bu sözü söyleyenler hiç bir gün olupta başlarını kaldırıp o umursamaz gözleriyle onlara sevgi ile bakan bakışları görebildiler mi ki? bu sözleri ile kendilerini avuturlar ve yıllardır bizi avuturlar.
Kim sevgi şarabından bir yudum alıp sarhoş oldu ki? Ya da olmak istedi? Yalan! Yalan! Yalan!
Onların sevgileri sadece sözde yaşanan, yürekteki acı talan.
Şimdiye kadar ne sevgiler gördüm bitmeyecek sanılan ve bunun üzerine yeminler vadedilen. Şimdi o sözlerin izlerini arıyorum talan edilmiş kalplerden geriye kalan.
Karşılıksız sevgi ya da boş sevgi ne fark eder; sevgisizlikten daha mı kötü ki?
İnsanları korkutmasına rağmen hiç olmazsa ruhu okşayıcı ve yaşanılası.
Eğer böyle bir sevgi gelirse başınıza emin olun ki; diğer sevgileride peşinize takacaksınız. Üstelik zamanla sadece içinizde değil, bu sevgiyi diğer insanlara da aşılayacaksınız.
Kaç kişi tanıdınız sevgisizlikten şikayet eden? Çok değil mi?
Bölük pörçük parçalanmış sevgiler. İnsanın hayatını bir anda altüst eden tehlikeli sevgiler.
Peki bu kaç kişiden kaçı sevgisizliği sevgi rüzgarlarına çevirip dört mevsim kalplerde gece gündüz estirmek istedi, çaba sarf etti ki? Yine de gerçeklerle karşı karşıya gelmeyi kabul etmek insan için kolay olmuyor değil mi? Dil başka söylüyor; gönül başka Yürek terazisi nedense hep aynı dengede durmuyor ne yazık ki!
Dokunabileceğimiz kadar yakın, dokunduğumuz anda da yanıp küle dönebilecek kadar ince bir çizgide sevgi.
Yalan sevgilerin tuzağına herkes kolaylıkla düşebilir. Sevginin öteki ucunda hafife alınmış duygular olduğunu bilmeden herkes sevebilir. Hayatta niyeti bozuk insanlar olduğu sürece sevgi daima dalında tomurcuk olarak kalacaktır. Ama varsın olsun.
Sen veya ben esas sevginin ne anlama geldiğini biliyoruz ya!
Böyle yürekler olduğu müddetçe sevgisizliği yok etmek için fazla uzun yolumuz kalmadı artık demektir.
Gökyüzüne saldım sevgimi; beyaz martı ile. Şu anda bütün dünyayı dolaşıyordur. Belki Amerika, belki Avustralya, belki Antartika, belki Afrika; belki de şu an ülkemde sevdiklerimin ve onların sevdiklerinin yanı başında diğer yüreklere sevgi aşılıyordur?
Belki de biri ateş etti; vurdu kanadından sevgi taşıyan martı mı; düşürdü sazlıklara. Kim bilir? Ama her ne olursa olsun insanda umut olduğu sürece sevgi daima dalında tomurcukta olsa yeşerir. Yeter ki o dala tutunmak isteyen yürekler umutla birlikte var olsun!…..
Sevgi hiç gözünü kırpmadan sevmekmiş.
Herşeyden kaçmaya çalışan bir yüreğin kendine huzurlu bir dünya kurmasının da tek ilacı sevgi imiş.
Evet! Sevgi tanımadanda sevmekmiş. Her ne kadar böyle şeylere inanılmasa da sadece onu yaşayan kalp bilirmiş.
Çünkü diğer kalpler bu tür şeylerle pek zaman kaybetmekten yana değillermiş.
Boş, karşılıksız bir sevgi gibi görülsede, aslında bütün hayata ve insanlara rağmen insanın içinde yinede yaşanması cazip bir fikirmiş.
Niye hep sevgimiz karşılıklı olsun? Ya da niye boş olsun?
Sevgi iki kişiliktir veya çoğuldur; bu kuralı ben değiştirecek değilim ama; tek başına tanımadan yaşanan sevgiyi kimsenin anlamaya ve yönlendirmeye gücü yetmez ki.
Bunu sen yaşıyorsun. İstediğin anda, istediğin davranışdan , istediğin sözünden mutlu oluyor, hayaller kuruyorsun. Varsın olsun yalan olsun. Keşke her yalan böyle olsun!
Kendi kendine zararmış, eriyip bitip solmakmış. Sevginin neresi zarar. Bu sözü söyleyenler hiç bir gün olupta başlarını kaldırıp o umursamaz gözleriyle onlara sevgi ile bakan bakışları görebildiler mi ki? bu sözleri ile kendilerini avuturlar ve yıllardır bizi avuturlar.
Kim sevgi şarabından bir yudum alıp sarhoş oldu ki? Ya da olmak istedi? Yalan! Yalan! Yalan!
Onların sevgileri sadece sözde yaşanan, yürekteki acı talan.
Şimdiye kadar ne sevgiler gördüm bitmeyecek sanılan ve bunun üzerine yeminler vadedilen. Şimdi o sözlerin izlerini arıyorum talan edilmiş kalplerden geriye kalan.
Karşılıksız sevgi ya da boş sevgi ne fark eder; sevgisizlikten daha mı kötü ki?
İnsanları korkutmasına rağmen hiç olmazsa ruhu okşayıcı ve yaşanılası.
Eğer böyle bir sevgi gelirse başınıza emin olun ki; diğer sevgileride peşinize takacaksınız. Üstelik zamanla sadece içinizde değil, bu sevgiyi diğer insanlara da aşılayacaksınız.
Kaç kişi tanıdınız sevgisizlikten şikayet eden? Çok değil mi?
Bölük pörçük parçalanmış sevgiler. İnsanın hayatını bir anda altüst eden tehlikeli sevgiler.
Peki bu kaç kişiden kaçı sevgisizliği sevgi rüzgarlarına çevirip dört mevsim kalplerde gece gündüz estirmek istedi, çaba sarf etti ki? Yine de gerçeklerle karşı karşıya gelmeyi kabul etmek insan için kolay olmuyor değil mi? Dil başka söylüyor; gönül başka Yürek terazisi nedense hep aynı dengede durmuyor ne yazık ki!
Dokunabileceğimiz kadar yakın, dokunduğumuz anda da yanıp küle dönebilecek kadar ince bir çizgide sevgi.
Yalan sevgilerin tuzağına herkes kolaylıkla düşebilir. Sevginin öteki ucunda hafife alınmış duygular olduğunu bilmeden herkes sevebilir. Hayatta niyeti bozuk insanlar olduğu sürece sevgi daima dalında tomurcuk olarak kalacaktır. Ama varsın olsun.
Sen veya ben esas sevginin ne anlama geldiğini biliyoruz ya!
Böyle yürekler olduğu müddetçe sevgisizliği yok etmek için fazla uzun yolumuz kalmadı artık demektir.
Gökyüzüne saldım sevgimi; beyaz martı ile. Şu anda bütün dünyayı dolaşıyordur. Belki Amerika, belki Avustralya, belki Antartika, belki Afrika; belki de şu an ülkemde sevdiklerimin ve onların sevdiklerinin yanı başında diğer yüreklere sevgi aşılıyordur?
Belki de biri ateş etti; vurdu kanadından sevgi taşıyan martı mı; düşürdü sazlıklara. Kim bilir? Ama her ne olursa olsun insanda umut olduğu sürece sevgi daima dalında tomurcukta olsa yeşerir. Yeter ki o dala tutunmak isteyen yürekler umutla birlikte var olsun!…..
HAYATA DAİR NE VARSA !!!!
Dua almaya bakın!
Vaktiyle bir ateşperest, oğlunu evlendirmektedir. Düğün günü çok koyun ve inek kesilir. Et kokuları mahalleyi sarar. Ancak evin bitişiğinde, Müslüman,
dul bir kadın, dört yetimiyle yaşamaktadır. Hepsi de günlerdir açtırlar. Kadıncağız, düğün evinin kapısını çalıp, 'ateş' ister. Ancak maksadı başkadır.
“Belki yemek verirler” diye gitmiştir. Adam, kadının niyetini anlasa da, bir şey vermez. Kadıncağız, bir daha gidip 'ateş' ister. Yine eli boş döner.
Üçüncüde yine öyle. Ama ne olur bilinmez, bu defa acır kadına. Hallerini anlamak için dehlize iner ve dayar kulağını bitişik evin duvarına ve dinler.
Yetimcik, annesine yalvarıyor:
— Anneciğim, ne olur bir daha git. Belki bu sefer bir şey verirler.
Kadın ağlamaklıdır:
- Üç defa gittim yavrum! Artık utanıyorum.
Adam bunu duyar. Kalbi sızlar. güzel bir 'Sofra' hazırlatıp, gönderir evlerine. Ve dehlize inip, dinler yine. Yetimlerin en küçüğü dua ediyor:
- Ya Rabbi! O nasıl bize ikram ettiyse, sen de ona ikram et! Onu imanla şereflendir!
Ardından;
- Âmiiiin! sesleri yükselir.
O anda, kalbi döner ateşperestin. Ve 'Şehâdet'i getirip imanla şereflenir. Nitekim Sadaka, belâyı önler. Ama dua, kaderi değiştirir! Buyurmuştur büyüklerimiz
Düşüncelerine dikkat et;
Sözlere dönüşüyorlar,
Sözlerine dikkat et;
Eyleme dönüşüyorlar,
Eylemlerine dikkat et;
Alışkanlıklarına dönüşüyorlar,
Alışkanlıklarına dikkat et;
Kişiliğine dönüşüyorlar,
Kişiliğine dikkat et;
*Kişiliğin kaderin oluyor!'*
Ya Rab! Bize halim bir ahlak, salim bir kalp, zarif bir huy, Gayur bir ilim, Salih bir amel, abid bir karakter, Muttaki bir gayret, Muhsin bir suret ver. Âmin…
Ya Rab! Kalpler senin kudretinde evirilip çevrilirken Bizim kalbimizi dinin üzere sabit kıl.
Âmin…
Vaktiyle bir ateşperest, oğlunu evlendirmektedir. Düğün günü çok koyun ve inek kesilir. Et kokuları mahalleyi sarar. Ancak evin bitişiğinde, Müslüman,
dul bir kadın, dört yetimiyle yaşamaktadır. Hepsi de günlerdir açtırlar. Kadıncağız, düğün evinin kapısını çalıp, 'ateş' ister. Ancak maksadı başkadır.
“Belki yemek verirler” diye gitmiştir. Adam, kadının niyetini anlasa da, bir şey vermez. Kadıncağız, bir daha gidip 'ateş' ister. Yine eli boş döner.
Üçüncüde yine öyle. Ama ne olur bilinmez, bu defa acır kadına. Hallerini anlamak için dehlize iner ve dayar kulağını bitişik evin duvarına ve dinler.
Yetimcik, annesine yalvarıyor:
— Anneciğim, ne olur bir daha git. Belki bu sefer bir şey verirler.
Kadın ağlamaklıdır:
- Üç defa gittim yavrum! Artık utanıyorum.
Adam bunu duyar. Kalbi sızlar. güzel bir 'Sofra' hazırlatıp, gönderir evlerine. Ve dehlize inip, dinler yine. Yetimlerin en küçüğü dua ediyor:
- Ya Rabbi! O nasıl bize ikram ettiyse, sen de ona ikram et! Onu imanla şereflendir!
Ardından;
- Âmiiiin! sesleri yükselir.
O anda, kalbi döner ateşperestin. Ve 'Şehâdet'i getirip imanla şereflenir. Nitekim Sadaka, belâyı önler. Ama dua, kaderi değiştirir! Buyurmuştur büyüklerimiz
Düşüncelerine dikkat et;
Sözlere dönüşüyorlar,
Sözlerine dikkat et;
Eyleme dönüşüyorlar,
Eylemlerine dikkat et;
Alışkanlıklarına dönüşüyorlar,
Alışkanlıklarına dikkat et;
Kişiliğine dönüşüyorlar,
Kişiliğine dikkat et;
*Kişiliğin kaderin oluyor!'*
Ya Rab! Bize halim bir ahlak, salim bir kalp, zarif bir huy, Gayur bir ilim, Salih bir amel, abid bir karakter, Muttaki bir gayret, Muhsin bir suret ver. Âmin…
Ya Rab! Kalpler senin kudretinde evirilip çevrilirken Bizim kalbimizi dinin üzere sabit kıl.
Âmin…
28 Ocak 2010 Perşembe
HAYATA DAİR NE VARSA !!!!
Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş. Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında,bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, "Babacığım,kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm." demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: "Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?" Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş...
Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz;genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve düşünün.
Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin.
Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz;genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve düşünün.
Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)